Detaylı rehberimizi inceleyin.
İçindekiler
- 01 Amalfi Kıyısı'nın Tarihsel Mirası ve Denizcilik Cumhuriyeti Dönemi
- 02 Positano: Merdivenlerin ve Dikey Yaşamın Şehri
- 03 Amalfi Limonları ve Geleneksel Limoncello Üretimi
- 04 Ravello: Yükseklerdeki Zarafet ve Müzik Kenti
- 05 Capri Adası ve Faraglioni Kayalıklarının Gölgesinde Tekne Turları
- 06 Sıkça Sorulan Sorular
Rehberimize hoş geldiniz:
Amalfi Kıyısı'nın Tarihsel Mirası ve Denizcilik Cumhuriyeti Dönemi
İtalya'nın güneybatı sahilinde yer alan Amalfi Kıyısı, yalnızca dik yamaçları, masmavi suları ve dramatik coğrafyasıyla değil, aynı zamanda derin tarihsel mirasıyla da dünya kültür tarihinde önemli bir konuma sahiptir. Orta Çağ boyunca bir Denizcilik Cumhuriyeti olarak Akdeniz havzasına hükmeden Amalfi Dükalığı, dönemin en güçlü ticaret merkezlerinden biriydi. Bizans İmparatorluğu ile İslam dünyası arasında stratejik bir köprü görevi gören bu bölge, doğunun ipek ve baharatlarını Avrupa'ya taşıyan tüccarların ana uğrak noktasıydı. Amalfi'nin denizcilikteki uzmanlığı öylesine ileri seviyedeydi ki, Akdeniz'deki tüm ticaret gemilerinin uymak zorunda kaldığı ve yüzyıllar boyunca geçerliliğini koruyan 'Tabula Amalphitana' adlı denizcilik yasaları bu topraklarda yazılmıştır. Bu yasalar, denizcilerin haklarından gemi sahiplerinin sorumluluklarına kadar deniz ticaretinin her yönünü düzenleyen son derece kapsamlı bir hukuki metindi. 10. ve 11. yüzyıllarda altın çağını yaşayan Amalfi, Pisa, Cenova ve Venedik ile birlikte İtalya'nın dört büyük denizcilik cumhuriyetinden biri olarak Akdeniz'deki deniz ticaretini domine ediyordu. İskenderiye, Antakya, Tunus ve Konstantinopolis gibi büyük limanlarda Amalfi tüccarlarının kolonileri bulunmaktaydı.
Cumhuriyetin en parlak dönemlerinde, Amalfi'nin limanları farklı kültürlerden gelen tüccarlar, denizciler ve zanaatkarlarla dolup taşıyordu. Bu çok kültürlü etkileşim, bölgenin mimarisine, sanatına ve hatta mutfağına derinlemesine nüfuz etmiştir. Günümüzde Amalfi şehrinin merkezinde yükselen Sant'Andrea Katedrali (Duomo di Amalfi), bu kültürel harmanın en belirgin simgesidir. Katedralin dış cephesinde yer alan çok renkli mozaikler, Arap-Norman mimarisinin zarif çizgilerini taşırken, Konstantinopolis'ten getirtilen devasa bronz kapılar doğu Roma'nın ihtişamını yansıtır. Katedralin hemen yanında bulunan Cennet Manastırı (Chiostro del Paradiso), zarif birbirine geçmiş kemerleri ve palmiye ağaçlarıyla bezeli avlusuyla, Kuzey Afrika ve Endülüs mimarisinin izlerini Amalfi'nin kalbine taşır. Tarih boyunca birçok istila ve doğal afet atlatmış olan bu yapılar, Amalfi'nin geçmişteki gücünün ve zenginliğinin sessiz tanıkları olarak ayakta durmaktadır. 1343 yılındaki büyük deprem ve tsunaminin limanın büyük bir bölümünü yutması, Amalfi'nin denizcilikteki gücüne ağır bir darbe vursa da, şehir kültürel mirasını korumayı başarmıştır. Bugün hala sokaklarında gezerken, orta çağdan kalma tonozlu geçitler, gizli avlular ve antik çeşmeler, ziyaretçileri zamanda bir yolculuğa çıkarır.
Kağıt Değirmenleri ve Bambagina Geleneği
Amalfi'nin tarihsel önemine katkıda bulunan bir diğer büyük unsur ise Orta Çağ Avrupa'sında kağıt üretiminin öncülerinden biri olmasıdır. Arap dünyasıyla kurulan sıkı ticari ilişkiler sayesinde kağıt yapım tekniklerini öğrenen Amalfililer, bu sanatı kendi coğrafyalarına uyarlayarak geliştirmişlerdir. Valle delle Ferriere olarak bilinen ve derin bir kanyon boyunca uzanan vadi, içinden akan Canneto nehrinin gücüyle çalışan çok sayıda kağıt değirmenine ev sahipliği yapmıştır. 'Bambagina' adı verilen ve pamuk, keten ve kenevir paçavralarının ezilmesiyle elde edilen bu özel kağıt, son derece dayanıklı ve kaliteli yapısıyla dönemin en değerli yazı materyallerinden biri olmuştur. Kağıt üretim süreci oldukça meşakkatliydi; paçavralar önce suyla karıştırılıp tahta tokmaklarla dövülerek hamur haline getirilir, ardından özel tel süzgeçlerle sudan alınarak kurutulurdu. Krallar, papalar ve önemli tüccarlar, resmi belgeleri ve yazışmaları için özellikle Amalfi kağıdını tercih etmişlerdir. Hatta Napoli kralları, resmi belgelerde sadece bu kağıdın kullanılmasını zorunlu kılan fermanlar yayınlamışlardır. Günümüzde bu vadide yürüyüş yaparken, eski kağıt değirmenlerinin yosun tutmuş kalıntıları arasında dolaşmak ve suyun gücünü kullanarak çarkları döndüren tarihi mekanizmaları gözlemlemek mümkündür. Ayrıca Amalfi Kağıt Müzesi (Museo della Carta), bu kadim zanaatın nasıl icra edildiğini ziyaretçilere tüm detaylarıyla sunmaktadır. Müzede sergilenen orijinal ahşap presler ve su çarkları, endüstriyel devrim öncesi teknolojinin ne kadar yaratıcı ve sürdürülebilir olabileceğini kanıtlamaktadır.
Positano: Merdivenlerin ve Dikey Yaşamın Şehri
Amalfi Kıyısı'nın belki de en ikonik kasabası olan Positano, sarp kayalıkların üzerine adeta kazınmış gibi duran pastel renkli evleriyle, dikey bir yaşamın en estetik örneğini sunar. Dağların denize dik olarak indiği bu coğrafyada, düz bir alan bulmak neredeyse imkansızdır. Bu nedenle Positano'nun kentsel dokusu, daracık yokuşlar, labirenti andıran geçitler ve binlerce basamaktan oluşan 'Scalinatella' olarak adlandırılan merdivenler ağıyla şekillenmiştir. Kasabada bir yerden bir yere gitmek, her zaman ya yokuş yukarı çıkmayı ya da aşağı inmeyi gerektirir. Bu zorlu topografya, Positano'ya sadece mimari bir karakter kazandırmakla kalmamış, aynı zamanda orada yaşayanların günlük yaşam ritmini de belirlemiştir. Evlerin birbirinin üzerine tırmanıyormuş gibi görünmesi, kasabaya uzaktan bakıldığında rengarenk bir mozaik tablosu izlenimi verir. 1953 yılında Positano'yu ziyaret eden ünlü yazar John Steinbeck, bu benzersiz yerleşimi 'Siz oradayken hiç gerçekmiş gibi durmayan, ancak ayrıldıktan sonra gerçekliğiyle sizi çağıran, derinden etkileyici bir rüya mekanı' olarak tanımlamış ve kasabanın dikey yapısını 'Positano'da arkadaşınızı ziyarete gitmezsiniz, ona ya tırmanırsınız ya da inersiniz' sözleriyle esprili bir dille ifade etmiştir. Steinbeck'in Harper's Bazaar dergisinde yayımlanan bu yazısı, o dönemde kendi halinde küçük bir balıkçı köyü olan Positano'nun dünya çapında ün kazanmasının en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Kasabanın tarihi kökenleri, Roma İmparatorluğu döneminde inşa edilen lüks villalara kadar uzanır. Daha sonraki yüzyıllarda, Sarazen korsanlarının saldırılarından korunmak amacıyla denizden uzak, dik yamaçlara doğru genişlemiştir.
Positano'nun Mimari Dokusu ve Seramik Sanatı
Positano'nun mimari dokusunda dikkati çeken en önemli unsur, binaların güneşi ve deniz meltemini en iyi şekilde alacak şekilde konumlandırılmasıdır. Kübik formlu evler, genellikle kubbeli çatılara sahiptir ve bu kubbeler yazın sıcağı yansıtmak, kışın ise içerideki ısıyı korumak amacıyla tasarlanmıştır. Bu mimari stil, Arap ve Akdeniz esintilerinin mükemmel bir sentezidir. Kasabanın en alt noktasında, denizin hemen kıyısında yer alan Santa Maria Assunta Kilisesi, sarı, yeşil ve mavi majolika çinileriyle kaplı muazzam kubbesiyle tüm kasabanın siluetine hakimdir. Kilisenin içinde, 12. yüzyıla tarihlenen ve Bizans ikonografi geleneğini yansıtan Siyah Madonna (Kara Meryem) ikonası bulunur. Efsaneye göre bu ikona, bir korsan gemisiyle kaçırılırken, geminin Positano açıklarında fırtınaya yakalanması ve Meryem Ana'nın 'Posa, posa' (Bırak, bırak) diye seslenmesi üzerine gemiden denize atılmış ve mucizevi bir şekilde sahile vurmuştur. Positano'nun adının da bu efsaneden geldiği söylenir. Bu ikona, yerel halk için o kadar değerlidir ki, her yıl Ağustos ayında büyük bir şenlikle denizde ve karada kutlamalar yapılır.
Kasabanın dar sokaklarında yürürken, duvarları ve merdiven rıhtlarını süsleyen rengarenk seramik işçilikleri (majolika) göze çarpar. Geleneksel Kampanya bölgesi seramik sanatı, sarı (limonları simgeleyen), mavi (denizi simgeleyen) ve yeşil (doğayı simgeleyen) renklerin yoğun kullanımıyla karakterizedir. Seramik sanatı, bölgenin volkanik topraklarının kilden zengin olması sayesinde antik çağlardan beri gelişmiştir. Positano sokaklarında yer alan çok sayıda seramik atölyesi, yüzyıllardır nesilden nesile aktarılan bu zanaatı yaşatmaya devam etmektedir. Aynı zamanda Positano, 20. yüzyılın ortalarında gelişen ve 'Moda Positano' olarak bilinen kendi giyim tarzıyla da ünlüdür. Sıcak iklime uygun hafif keten elbiseler, el işi danteller ve ayak ölçüsüne göre anında hazırlanan özel tasarım deri sandaletler, kasabanın kültürel ve ticari kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Keten dokuma geleneği, eski dönemlerde yelken bezi üreten dokumacıların yeteneklerini modaya uyarlamasıyla ortaya çıkmıştır.
Amalfi Limonları ve Geleneksel Limoncello Üretimi
Amalfi Kıyısı'nın manzarası, yalnızca denizin mavisi ve kayalıkların grisiyle değil, aynı zamanda dağ yamaçlarını kaplayan devasa limon bahçelerinin canlı yeşili ve sarısıyla şekillenmiştir. Bu bölgede yetişen limonlar, sıradan narenciye meyvelerinden çok farklı özelliklere sahiptir. 'Sfusato Amalfitano' adıyla bilinen ve IGP (Korumalı Coğrafi İşaret) statüsüne sahip olan bu özel limon türü, devasa boyutu, kalın, aromatik kabuğu ve son derece tatlı, asiditesi düşük meyve etiyle öne çıkar. Bir limonun ağırlığı bazen yarım kiloyu bulabilir ve şekli sivri uçlu oval bir yapıdadır. Tarihsel olarak bakıldığında, Amalfi'de limon tarımının gelişmesi, denizcilerin uzun seferler sırasında C vitamini eksikliğinden kaynaklanan iskorbüt hastalığına karşı korunma ihtiyacıyla doğrudan bağlantılıdır. 11. yüzyılda, Orta Doğu ile ticaret yapan Amalfililer, limonun sağlığa faydalarını keşfetmiş ve bunu kendi topraklarında yetiştirmeye başlamışlardır. Bol sulu ve vitamin deposu olan Sfusato limonları, denizcilerin sağlığını korumak için gemilerde bolca depolanmıştır. Limon bahçeleri, bölgenin sadece tarımsal ekonomisini değil, hidrojeolojik dengesini de korumaktadır; ağaç kökleri ve taş teraslar, dik yamaçlardaki toprak kaymalarını önleyen en önemli doğal bariyerlerdir.
Sfusato Amalfitano: Teraslarda Yetişen Altın Değerindeki Narenciye
Amalfi Kıyısı'nda limon yetiştirmek, dik yamaçlar ve zorlu coğrafya nedeniyle inanılmaz derecede emek yoğun bir süreçtir. Çiftçiler, yüzyıllar boyunca dağı tıraşlayarak 'macerine' adı verilen kuru taş duvarlarla desteklenen dar teraslar inşa etmişlerdir. Bu duvarlar harç kullanılmadan, sadece taşların birbirine geçirilmesi tekniğiyle örülmüştür, böylece yağmur suyunun süzülmesine izin verirler. Limon ağaçları bu teraslarda, kestane ağacından yapılmış uzun direklerin üzerine gerilen ağların altında yetiştirilir. Eskiden hasır örtülerle yapılan bu sistem, günümüzde yeşil gölgelik ağlarla sürdürülmektedir. Bu geleneksel örtü sistemi, kış aylarında ağaçları soğuk rüzgarlardan ve don olaylarından korurken, yaz aylarında aşırı güneş ışığını filtreleyerek limonların yavaş ve mükemmel bir şekilde olgunlaşmasını sağlar. Limonlar genellikle ilkbahar sonundan sonbahar başına kadar olan uzun bir süreçte kademeli olarak hasat edilir. Hasat zamanı geldiğinde, bölgedeki çiftçiler sepetler (ceste) dolusu limonu omuzlarında veya katırların sırtında taşıyarak yüzlerce basamaklı merdivenlerden aşağı indirirler; çünkü bu sarp yamaçlara herhangi bir motorlu aracın girmesi imkansızdır. 'Sfusato' limonları, o kadar lezzetli ve tatlıdır ki, yerel halk tarafından dilimlenip üzerine biraz tuz, zeytinyağı ve nane eklenerek taze bir salata gibi tüketilmektedir. Bu olağanüstü tarım sistemi, bölgenin kültürel peyzajının en önemli unsurlarından biri olarak kabul edilmekte ve nesillerdir büyük bir özveriyle sürdürülmektedir.
Geleneksel Limoncello Üretim Süreci
Sfusato Amalfitano limonlarının kalın, gözenekli kabukları, esansiyel yağlar açısından inanılmaz derecede zengindir ve bu özellik onları dünyanın en ünlü likörlerinden biri olan Limoncello'nun yapımı için ideal kılar. Geleneksel Limoncello üretimi, nesilden nesile aktarılan çok hassas bir süreçtir. İşlem, sabahın erken saatlerinde çiğ kalkmadan toplanan limonların dikkatlice yıkanıp soyulmasıyla başlar. Burada en kritik nokta, kabuğun hemen altındaki beyaz ve süngerimsi acı kısmın (albedo) alınmadan, sadece en dıştaki sarı katmanın (flavedo) çok ince bir şekilde soyulmasıdır. Soyulan kabuklar, yüzde doksan beş oranında saf alkolün içine yatırılarak genellikle üç ila dört hafta boyunca karanlık ve serin bir odada maserasyon sürecine bırakılır. Bu süre zarfında alkol, limon kabuğundaki tüm sarı rengi ve aromatik yağları bünyesine çeker, sıvı altın sarısı parlak bir renge dönüşür. Daha sonra saf su ve şekerden hazırlanan bir şurup bu karışıma eklenir. Şurubun oranı, Limoncello'nun son alkol derecesini (genellikle %30-35 arası) ve tatlılığını belirler. Karışım dikkatlice filtrelenir ve şişelenerek bir süre daha dinlenmeye bırakılır. İyi bir Limoncello, yemeklerden sonra sindirimi kolaylaştırmak amacıyla buzlukta bekletilmiş küçük kadehlerde servis edilir. Amalfi mutfağında limonun kullanımı sadece likörle sınırlı değildir; 'Delizia al Limone' adı verilen, süngerimsi kek tabanlı ve yoğun limon kremalı tatlı bölgenin imza lezzetidir. Ayrıca deniz ürünleri yemeklerinde sos olarak kullanımı ve limon ağacının taze yaprakları üzerinde pişirilen füme provola peyniri, bu altın renkli meyvenin bölge gastronomisindeki başat rolünü kanıtlar niteliktedir.
Ravello: Yükseklerdeki Zarafet ve Müzik Kenti
Amalfi Kıyısı'nın deniz seviyesindeki hareketliliğinden ve yoğun kalabalığından uzakta, Lattari Dağları'nın yamaçlarında yaklaşık 350 metre yükseklikte kurulan Ravello, kıyının aristokrat, sakin ve entelektüel yüzünü temsil eder. Kasaba, denize doğrudan kıyısı olmamasına rağmen, sunduğu eşi benzeri görülmemiş panoramik manzaralarla ziyaretçilerini büyüler. Orta Çağ boyunca varlıklı tüccarların ve soylu ailelerin güvenli, serin ve daha izole bir sığınak olarak inşa ettiği muazzam saraylar ve villalar, bugün Ravello'nun mimari siluetini oluşturur. Tarihsel süreçte, özellikle 12. ve 13. yüzyıllarda altın çağını yaşayan Ravello, tekstil boyama sanatında ustalaşmış ve yün ticaretiyle muazzam servetler edinmiştir. Fransız yazar André Gide'nin 'Gövdesiyle değil, ruhuyla denize ait bir yer' olarak tanımladığı Ravello, yüzyıllar boyunca yazarlar, şairler, ressamlar ve müzisyenler için tükenmez bir ilham kaynağı olmuştur. Kasabanın merkezinde yer alan Piazza Vescovado meydanı ve meydana bakan tarihi katedral, sanat tarihçileri için eşsiz bir incelik sunan mozaik kürsüleri ve bronz kapılarıyla bilinir. Sükunet, Ravello'nun en büyük lüksüdür; buradaki dar ve parke taşlı sokaklarda yankılanan tek ses genellikle uzaklardan gelen kilise çanları veya rüzgarın taşıdığı keman melodileridir.
Villa Rufolo ve Villa Cimbrone'nin Büyülü Bahçeleri
Ravello'nun merkezinde yer alan Villa Rufolo, 13. yüzyılda bölgenin en güçlü ailelerinden biri olan Rufolo ailesi tarafından inşa edilmiştir. Arap, Sicilya ve Norman mimari unsurlarının ustaca harmanlandığı bu yapının kuleleri, revaklı avluları ve özellikle denize doğru teraslar halinde inen olağanüstü bahçeleri, İtalyan Rönesans edebiyatının en büyük eserlerinden biri olan Boccaccio'nun Decameron'unda bile övgüyle bahsedilmiştir. Boccaccio, Landolfo Rufolo'nun maceralarını anlatırken bu villanın zenginliğini betimlemiştir. Ancak Villa Rufolo'nun kültürel tarihteki asıl büyük yeri, 1880 yılında Alman besteci Richard Wagner'in burayı ziyaret etmesiyle perçinlenmiştir. Wagner, villanın bahçelerini gördüğünde, yıllardır zihninde tasarladığı Parsifal operasının efsanevi 'Klingsor'un Sihirli Bahçesi'ni nihayet bulduğunu söylemiştir. Bu tarihi ziyaretin anısına, her yaz Ravello Festivali düzenlenmekte ve Villa Rufolo'nun denizin üzerine doğru uzanan alt terasında kurulan özel bir sahnede dünyanın en prestijli senfoni orkestraları konserler vermektedir. Müzik notalarının rüzgara karışıp uçsuz bucaksız Akdeniz sularına doğru süzüldüğü bu gece konserleri, kelimenin tam anlamıyla büyüleyici bir deneyimdir.
Ravello'nun uçurumun en uç noktasında yer alan Villa Cimbrone ise, aslen 11. yüzyılda inşa edilmiş asil bir malikane olmakla birlikte, 20. yüzyılın başlarında İngiliz asilzade ve bankacı Lord Grimthorpe tarafından detaylı bir restorasyondan geçirilerek bugünkü ihtişamlı haline kavuşturulmuştur. Grimthorpe, yerel bitki türlerinin yanı sıra dünyanın dört bir yanından getirdiği egzotik bitkilerle burayı tam bir botanik cennete dönüştürmüştür. Gül bahçeleri, çam ormanları, ortancalar ve begonvillerle süslü geniş bahçelerinden geçerek ulaşılan 'Terrazza dell'Infinito' (Sonsuzluk Terası), deniz seviyesinden yüzlerce metre yüksekte, uçurumun tam kenarında yer alır. Terasın mermer korkuluklarını süsleyen antik Roma tarzı büstler, gökyüzünün ve denizin maviliğiyle bütünleşerek olağanüstü bir görsel şölen yaratır. Bu terastan bakıldığında ufuk çizgisi kaybolur, deniz ile gökyüzü birbirine karışır; adeta dünyadan bağımsız, havada asılı kalmış hissi uyandırır. Virginia Woolf, D.H. Lawrence, Winston Churchill, Greta Garbo ve Leopold Stokowski gibi tarihe yön vermiş edebi ve sanatsal figürler, bu bahçelerde dolaşmış ve bu terastan sonsuzluğa bakarak ilham almışlardır.
Capri Adası ve Faraglioni Kayalıklarının Gölgesinde Tekne Turları
Amalfi Kıyısı'nın coğrafi bir uzantısı gibi görünen, ancak tamamen kendine has bir kimliğe sahip olan Capri Adası, Napoli Körfezi'nin parlayan incisidir. Amalfi veya Positano'dan kalkan teknelerle yapılan kısa bir deniz yolculuğunun ardından ulaşılan bu devasa kireçtaşı adası, antik Roma döneminden beri lüksün, ihtişamın ve doğal güzelliğin simgesi olmuştur. Adanın tarihi, özellikle Roma İmparatoru Tiberius'un MS 27 yılında adaya yerleşip imparatorluğu buradan yönetmeye karar vermesiyle altın çağını yaşamıştır. Tiberius'un adanın çeşitli noktalarına inşa ettirdiği söylenen 12 görkemli villanın en büyüğü olan ve adanın en yüksek uçurumlarından birine inşa edilen Villa Jovis'in devasa kalıntıları, dönemin mühendislik dehasını gözler önüne serer. Sarayın dev sarnıçları, hamamları ve imparatorluk daireleri, denizden 334 metre yüksekte, sarp kayalıkların üzerine ustalıkla oturtulmuştur. 19. ve 20. yüzyıllarda Capri; sürgün edilen aydınlar, ressamlar, Rus yazarlar, avangart sanatçılar ve bohem bir yaşam arayan aristokratlar için küresel bir çekim merkezine dönüşmüştür. Adanın dar sokaklarında yürürken, tarihi villaların taş duvarlarından sarkan pembe begonviller, denizden esen iyot kokusuyla karışarak adaya özgü o benzersiz atmosferi yaratır. Adanın nabzının attığı 'Piazzetta' meydanı, tarihi saat kulesi ve şık kafeleriyle adeta dünyanın vitrinidir.
Faraglioni ve Mavi Mağara'nın Jeolojik Gizemleri
Capri'yi bütüncül bir şekilde keşfetmek, denizin üzerinden, adanın gizli koylarını ve sarp kayalıklarını yakından görebileceğiniz özel tekne turlarıyla mümkündür. Yapılan tekne tu
Sıkça Sorulan Sorular
Bölgedeki yollar son derece dar, virajlı ve uçurum kenarındadır. Özellikle yaz aylarında trafik yoğunluğu çok yüksek olduğundan, araba kullanmak yerine toplu taşıma araçlarını, feribotları veya profesyonel şoförlü araç hizmetlerini kullanmak çok daha akıllıca ve güvenli bir seçenektir.
Amalfi limanından kalkan düzenli feribot ve deniz otobüsleri (hydrofoil) ile Capri Adası'na doğrudan ulaşım sağlanabilir. Yolculuk hava şartlarına bağlı olarak yaklaşık 50 ile 80 dakika arasında sürmektedir. Deniz yolu seyahati aynı zamanda harika manzaralar sunar.
Hayır, Mavi Mağara'ya giriş tamamen deniz seviyesine, dalga boyuna ve gelgit durumuna bağlıdır. Deniz dalgalı olduğunda veya rüzgar şiddetli estiğinde mağaranın dar girişi tehlikeli hale geldiği için ziyarete kapatılmaktadır. Sabahın erken saatleri, mağara ziyareti için genellikle en ideal zamanlardır.
Evet, Positano oldukça dik bir yamaç üzerine kurulduğu için kasaba içi ulaşım neredeyse tamamen merdivenlerle sağlanır. Binlerce basamaktan oluşan bu ağ (Scalinatella), fiziksel kondisyon gerektirebilir. Ancak her adımda karşılaşılan manzara yorgunluğu unutturacak güzelliktedir.
Sfusato Amalfitano olarak bilinen Amalfi limonları, çok daha kalın ve esansiyel yağlar açısından inanılmaz derecede zengin gözenekli bir kabuğa sahiptir. Likör yapımında meyvenin suyundan ziyade sadece kabuğundaki bu aromatik yağlar kullanıldığı için, Amalfi limonları Limoncello'ya o eşsiz aromasını verir.
Richard Wagner onuruna düzenlenen Ravello Festivali, genellikle yaz aylarında, özellikle Temmuz ve Ağustos döneminde yoğunlaşır. Konserlerin büyük bir kısmı Villa Rufolo'nun denize nazır teraslarında açık havada gerçekleştirilir.
Ticari amaçlı seri üretim sona ermiş olsa da, Amalfi Kağıt Müzesi (Museo della Carta) ve bazı butik atölyelerde geleneksel yöntemlerle sınırlı sayıda kağıt üretimi gösteri ve sanatsal amaçlı olarak hala devam etmektedir.
Capri Adası genellikle sarp kayalıklardan oluştuğu için geniş kumlu plajları yoktur. Marina Grande, Marina Piccola veya Faro di Punta Carena bölgelerinde kayalık platformlardan veya küçük çakıl taşlı koylardan denize girilebilmektedir.
Antik Roma'nın Garum sosunun mirasçısı olan bu fermente hamsi özütü, genellikle sade makarna (Spaghetti con la Colatura di Alici) üzerine zeytinyağı, sarımsak, maydanoz ve acı biber ile karıştırılarak tuz yerine lezzet arttırıcı olarak kullanılır.
Sant'Andrea Katedrali, yüzyıllar boyunca süren eklemeler nedeniyle çok kültürlü bir mimari harmana sahiptir. Ağırlıklı olarak Arap-Norman izleri taşımakla birlikte, Bizans, Gotik, Rönesans ve Barok dönemlerine ait estetik unsurları da bünyesinde barındırır.